Apple TV+ yapımı Mayday filminin tanıtım turlarında konuşan yazar ve yönetmen ikilisi Jonathan Goldstein ile John Francis Daley, geliştirme aşamasındaki yeni Star Trek filmine dair ilk ipuçlarını paylaştı. Tamamen yeni bir mürettebatı merkezine alacak olan projenin, 90'lı ve 2000'li yılların iki kült gerilim filminden beslendiğini doğruladılar: İlk Gün (Training Day) ve Denizde İsyan (Crimson Tide). İlginç bir tesadüf olarak her iki filmin başrolünde de, ahlaki spektrumun farklı uçlarında karakterler canlandıran Denzel Washington yer alıyor.
İlham Kaynağı İki Film Neyi Anlatıyor?
İlk Gün, Ethan Hawke'ın canlandırdığı çaylak bir polisin, Denzel Washington'ın hayat verdiği yozlaşmış dedektif Alonzo Harris'in etik açıdan şüpheli kanatları altına girdiği sert bir polis draması olarak hafızalarda yer ediyor. Denizde İsyan ise Washington'ın canlandırdığı ikinci kaptan ile Gene Hackman'ın hayat verdiği gemi kaptanı arasında, nükleer silahların ateşlenip ateşlenmemesi konusunda yaşanan gerilimi konu alan bir denizaltı filmi. Bu gerilimin merkezinde, üçüncü bir dünya savaşının başlama ihtimali gibi devasa bir risk bulunuyor.
Neden Bu İki Film Star Trek İçin Uygun Görülüyor?
Crimson Tide'ın atmosferinin bir Yıldız Filosu gemisinin köprüsüne oldukça uygun düştüğü değerlendiriliyor. Nitekim serinin en sevilen filmi kabul edilen The Wrath of Khan da denizaltı filmlerinden yoğun biçimde beslenerek USS Enterprise'ı denizcilik estetiğiyle yeniden yorumlamış, uzay savaşlarını su altı kedi fare oyunlarına dönüştürmüştü. Crimson Tide tarzı bir çatışma, Gene Roddenberry'nin çatışmasız, profesyonel Yıldız Filosu vizyonuyla birebir örtüşmese de, deneyimli bir kaptanla idealist bir birinci subayın doğru eylem konusunda karşı karşıya geldiği bir senaryo, seriye taze bir soluk getirebilir.
Strange New Worlds Bu Fikri Nasıl Denedi?
Paramount yöneticilerinin bu temaya dair şüpheleri varsa, dizinin Star Trek: Strange New Worlds'ün son bölümü Orders of Magnitude'a bakmaları öğretici olabilir. Bölüm, adeta "uzaydaki Crimson Tide" olarak tanımlanıyor. Yazar Alan B. McElroy, kaptan Christopher Pike ile birinci subay Una Chin-Riley'nin doğrudan karşı karşıya gelmesi yerine, ikiliyi Andorialı paralı askerler tarafından alıkonuldukları yabancı bir gezegende mahsur bırakarak akıllıca bir çözüm buluyor.
Bölümde, kendini "kurnaz eski bir savaş köpeği" olarak tanımlayan Amiral Simon Reeger, gizli bir düşman gemisini takip etmek için Enterprise'ın komutasını devralıyor ve James T. Kirk geçici birinci subay olarak öne çıkıyor. Başlangıçta nazik görünen Reeger ile Kirk arasındaki ilişki, tıpkı Crimson Tide'daki Kaptan Ramsey ile Yarbay Hunter arasındaki gibi kısa sürede gerginleşiyor.
Hikaye Nasıl Bir Doruk Noktasına Ulaşıyor?
Bölümün dönüm noktası, Crimson Tide'daki ikilemin bir yansıması niteliğinde. Tony Scott'ın filminde USS Alabama eksik ateşleme emirleri alırken, Orders of Magnitude'da Reeger, beş milyon kişinin öldüğü bir katliamdan sorumlu tuttuğu düşman gemisini yok etmek için tüm gezegen yüzeyini imha etme emri veriyor. Binlerce masum hayat tehlikedeyken Kirk bu emri vicdanen reddediyor, askeri mahkemeye çıkarılma riskini göze alarak füzeleri sabote ediyor ve Reeger'ın görevden alınmasını sağlıyor. Bölüm, meseleyi kişiselleştirerek Reeger'ın geçmişteki kahramanlıklarının aslında Kirk'ün babası George'a ait olduğunu da ortaya çıkarıyor.
Bu Yaklaşım Star Trek Mirasına Nasıl Oturuyor?
Bölümün finalindeki köprü hesaplaşmasında ton, bir başka 90'lar klasiği olan Birkaç İyi Adam'a kayıyor; amiralin çıkışı Jack Nicholson'ın unutulmaz repliğine doğrudan bir gönderme niteliği taşıyor. Bu tür sinematik göndermelerin dizide test edilmesi, yapımcıların sinema filmine geçmeden önce fikirleri küçük ölçekte deneyimlemesine imkân tanıyor. Star Trek'in altmış yılı aşan tarihinde tür içi çeşitlenme her zaman serinin can damarı olmuştu; savaş gemisi gerilimlerinden ilham alan bir yaklaşım da bu geleneğin doğal bir devamı olarak okunabilir.
Yorumlar
İlk yorumu sen yaz.
Yorum yazmak için giriş yap ya da kayıt ol.